Kaygı Geldiğinde Kaçmak Tek Seçenek Değil
Kaygı hissettiğinizde ilk isteğiniz ondan kurtulmak olabilir. Çünkü zihnimiz rahatsız edici olan şeyi uzaklaştırmaya çalışır. Bu yüzden bazı ortamlara girmemeye, bazı düşünceleri bastırmaya ya da sürekli kendimizi rahatlatmaya çalışabiliriz. Psikolojide buna deneyimsel kaçınma diyoruz.
Sorun şu ki kaçınmak, kısa vadede gerçekten işe yarar. Gitmediğinizde, düşünmediğinizde ya da kontrol ettiğinizde kaygınız azalır. Ve beyniniz tam da burada bir şey öğrenir: “Demek ki bundan kaçmam gerekiyormuş.” Böylece kaçınma davranışı güçlenir.
Bir sonraki karşılaşmada aynı durum daha da tehdit edici görünebilir. Bu nedenle amaç her zaman kaygıyı sıfırlamak değildir. Bazen amaç, kaygı varken de hayatın içinde kalabilmeyi öğrenmektir. Tıpkı soğuğa hiç çıkmayan birinin soğuğa dayanıklılık geliştirememesi gibi.
Kaygıya tolerans da onunla güvenli biçimde temas ettikçe gelişir. Kaygının gelmesine izin veririz ama davranışlarımızı onun yönetmesine izin vermemeye çalışırız. “Şu an kaygılıyım” ile “Bu durum gerçekten tehlikeli” aynı şey değildir. Bedeniniz alarm verebilir.
Ama her alarm gerçek bir tehlike olduğu anlamına gelmez. Kaçmadıkça beyniniz yeni bir bilgi edinme fırsatı bulur: “Kaygı yaşayabilirim ve yine de bununla baş edebilirim.”